27 Aralık 2011 Salı

İstanbul

Sevgili derin dondurucum İstanbul
Tüm hislerimi , duygularıımı, düşüncelerimi
Bir çırpıda donduruverdin
Ne yaptığımı bilmez bir halde yaşıyorum
Kendi kendine benim adıma planlar yapıp
Zamana hediye paketi yapıp veriyorsun
Bana ise hazırlanan plandakileri yapmak kalıyor sadece
Dudaklarımdan karşımdakine dökülen tek bir söz
Carpe diem sevgilim.

8 Eylül 2011 Perşembe

Sen çok Değiştin


Selam. normalde böyle şeyler yazıp çizmeye de utanırım ama bu hafta içimden seninle konuşmak geldi. bi ihtimal kulağına gelirse diye. "bu ne lan duyarlı mısın nesin" diye dalga geçenler olucaktır, ama naapalım, bu hafta böyle.
geçen gün gidip can yücel'in mezarını kırıp yıkmışsın. kendisinin toplasan iki üç şiirini yarım yamalak biliyorum, öyle manyak bir okuru olmadım hiç yani. ölüm yıldönümünde mezarına şarap döktüklerini duyunca aklıma sen geldin. ulan dedim bizimki uyuz olacak bu olaya. ama gidip mezarı kıracağını da düşünmemiştim. gerçek bi ayıya dönüşmüşsün, ne diyim.
peki acaba dönüşmedin de eskiden de böyle miydin?
bak ben mesela eskiden izlediğimiz filmlerin daha güzel, eskiden içtiğimiz suyun daha lezzetli, bakkal amcanın daha iyi kalpli olduğuna inanmamı, o yıllarda çocuk oluşuma bağlıyorum. yaşamın aslında kötüleşmediğini, aynı kaldığını, sadece büyüdükçe benim için zorlaştığını düşünmek istiyorum. bi yandan mantıklı olan da bu zaten. ama böyle düşünmeme rağmen, bazen yine de emin olamıyorum. sanki bakkal amca hakkaten de ben küçükken daha "iyiydi". otobüsteki amcalar teyzeler daha yumuşaktı böyle. sen de daha sakindin. belki çok saçmadır ama elimde değil, öyle gibi geliyo.
geçenlerde voleybolcu bir kıza otobüse şortla bindiği için önce bağırıp sonra da yumruk atmışsın. gerçekten bak, sen eskiden böyle bu kadar sinirli değildin. iyi hatırlıyorum. yumruk attığında sesini çıkartmayan amcalar teyzeler de böyle değildi. sana bi şey oldu. mezar yıkıyosun lan, bi düşüm bak, çok acayip bi şey bu. adamlar dev gibi insanlık anıtına ucube deyip sonra da kafasını kestirdiler. koca heykeli yıktırttılar. onlardan mı cesaret alıyosun, olay bu mu yani?
o heykeli yapan da aha senin kırdığın mezarı yapan kişiymiş zaten. yoksa sen de heykeli yıktıranla aynı kişi olmayasın?
zaten her işi yapıyosun, her an her yerdesin. bi kaç sene önce karaköy iskelesinde kız arkadaşımı uğurlarken de ordaydın. vedalaşıyoduk, sarılmıştık böyle, vapurun iskeleye yanaşmasını bekliyoduk. "dışarı çıkın nerde ne yapıyosanız yapın" diye bi ses duyduk, bi baktık o jeton kabinleri var ya ordan bize bakıyosun. önce bize seslendiğini anlamadık. şimdi tam hatırlamıyorum ama "lan yürüyün burda o işler yapılmaz! yürü!" gibi bi cümle daha kurdun. ben o zamanlar henüz senden bu kadar korkmadığım için "ne diyo lan bu lavuk" diye bi kabarıcak gibi oldum da hadi neyse diye indik iskeleden.
geçenlerde de duydum ki otobüs şöförü olmuşsun, sürdüğün otobüste bir çift öpüştü diye benzer şeyler söyleyip aşağı indirmişsin çocukları. lan oğlum bi şey sorucam, sen insanların birbirine sarılmasına öpmesine neden bu kadar kızıyosun? açık konuş, o sırada arzuluyo musun yoksa o kızları? günahını almıyım ama kıskançsın sanırım hafiften. tamam bak mesela bi yerde sap sap otururken yanımda bi çift öpüşünce ben de bi kıskanıyorum, bi yutkunuyorum böyle gulp diye. ama çok bakmıyorum, öpsün yani çocuk kızı ne güzel işte. benim rahatsız olmam o anki saplığımla ilgili çünkü. seninki de bana öyle gibi geldi. o kızı o çocuğa yedirmek istemiyosun. o ahlaksız diye bağırdığın kız sana gelse, azcık gülümsese, iki tatlı söz söylese heyecanlanıp boncuk boncuk terler, bayan mayan eheh meheh diyerek tavlamaya çalışırsın gibime geliyo. neyse dediğim gibi günahını almıyım, öyle olur gibi geldi bi an.
geçenlerde kızarkadaşımla vapura bindiğimizde de arkamızda oturuyodun. kolumu kızın omzuna attım, gülüşüyoruz ediyoruz, ama sessiz sakiniz, rahatsız etmiyoruz kimseyi. çıt çıkartmıyoruz, öpüşme filan da yok zaten. bi baktım arkadan bizi kesiyosun. hemen anladım, kolumun yerini beğenmedin. kızla fazla samimi buldun beni. korktum lan bakışlarından. çünkü biliyorum, gelip bi şey söylesen, ne biliyim "ramazanda utanmıyo musunuz sarmaş dolaş oturmaya?" desen, etrafımızdaki insanlar da artık çok sesini çıkartmıycak. bi çoğu da seni haklı bulucak. cevap versem "uzatma" diycekler. kavga çıksa, ağzını burnunu bi güzel kırsam ben suçlu olucam. karakolluk olsak zaten bitmişim. her şekilde haklısın yani.
yanlış anlama, sadece ramazanla öpüşmeyle bilmemneyle ilgili şeyler söylemiyorum. ben genel olarak senin tavırlarının değişmesine üzülüyorum. sevgisiz bi insana dönüştün sen. herhangi bir şeyi sevmeyi zayıflık gibi görür oldun sanırım. sürekli laf söylüyosun her şeye. senin için her şey bok gibi. bazen internet gazetelerinde haber altındaki yorumlarını okuyorum. adam bi şeyden övgüyle bahsetmişse anında "popülist ibne, ayak yapıyo" diyosun. biri bi film mi çekmiş, "olmamış" deyiveriyosun. sana yaranmak mümkün değil. hiç bi şeyi sevmiyosun. başka insanları hiç sevmiyosun. sokakta karşıma çıktığında kötü kötü bakıyosun. sana selam vermeye korkuyorum. karşılaştığımızda günaydın derim ben sana normalde. ama yüzüne baktığımda her an "ne bakıyosun lan" diycek gibi davranıyosun. çekiniyorum, kaçırıyorum gözlerimi. beni yendiğimi hissettiğin için sen bundan da hoşnut oluyosun.
geçenlerde yuutub'da eski siyasilerin bi tartışmasını izledim. demireli, mesut yılmaz, ecevit, inönü, erbakan filan hepsi bir masada oturuyolar ve biri konuşurken diğerinin çıtı çıkmıyo. bu adamların ülkeyi yönettiği yılları övücek değilim şimdi tabii. ama ne biçim saygılılarmış lan. hiç bağırıp çağırmıyolar. en fazla iğneleyici konuşuyolar. şimdiki adamları aynı masaya oturtmayı başarsalar da biri silahını çekicek gibi bakar, biri kollarını sıvayıp dövücekmiş gibi yapar, hatta "yok öyle lagaluga", "lölö yapma" filan derler. acaba sen de bu adamları göre göre mi böyle oldun? bu devirde öyle olmak daha mı doğru, daha mı geçerli geliyo? "artık böyle... yerse" filan mı diyosun? daha mı iyi hissediyosun?
yıllar evvel mısır'a gitmiş bir tanıdığımız "mısır'da yalan söylemek normal bi şey. kimse utanmıyo yalancı durumuna düşmekten" demişti de aklım çıkmıştı, inanamamıştım. hani iki gün avrupa gezmiş insanlar hemen başlarlar ya "abi almanya'da insanlar çok nazik, gülümseyerek selam veriyolar, burda herkes ayı gibi" diye memleketi kötülemeye. ben yakına kadar "yav olur mu öyle şey, kötü bir millet olur mu? biri ne kadar kötüyse diğerleri de o kadar kötüdür ya da iyidir" diye düşünürdüm.
şimdiyse kusuruma bakma ama, senin ciddi ciddi kötüleştiğine inanmaya başladım. hani bu topraklarda yetişenler bambaşka hoşgörülü oluyodu lan, yıllarca öyle bilmedik mi? nooldu da bu kadar sinirli bi insana dönüştün peki? sana uygun gelmeyen hiç bi şeye tahammül etmek istemiyosun. isterse ülke ekonomisi süper olsun, dev alışveriş merkezleri açılsın, duble yollarda istediğin kadar bas git arabanla, sen böyle olduktan sonra neye yatıycak? cebinde parası olan sinirli insanlar mı olalım hep birlikte yani? koca heykel niye yıkıldı lan? kusura bakma aklım hep ona gidiyo. nasıl bi mantıkla gaza gelindi de yıkıldı?
bak o olayın olduğu günlerde bi taksiciyle muhabbet ediyoruz, "yıkılsın kardeşim!" dedi. böyle bi cevap karşısında aslında susmak lazım ama ağzımı tutamadım,"ya niye yıkılsın abi? heykelin kendisi güzel de olmayabilir, ama ifade ettiği bişey var, bi de dikilmiş işte oraya. neden şimdi ucube diyip yıkıyolar? normal mi bu sence?" dedim. mantıklı bi cevap bekledim, hani "şu yüzden yıkılsın" desin ki diyalog ilerlesin diye. adam sadece "yıkılsın yaa boşver yıkılsın!" dedi zevk alır gibi. sanki heykeller toplaşıp küçükken bununla dalga geçmiş de şimdi intikan alıyo gibi. bu tavır sana da garip gelmiyo mu? o taksici de sen miydin lan yoksa? sen de her işi yapmışsın mna koyiyim, otobüs şöförü müsün taksi şöförü müsün belli değil. arada vapura da biniyosun filan, ilginç adamsın. (kötü espri gücümle seni pis döverim)
yakına kadar "bu sadece bi dönem. bu adam da değişicek. sadece kötü günler geçiriyo, ondan sevmiyo beni" diyodum ama sen galiba artık eskiye dönmiyceksin. hayatında yurtdışında yaşamaya özenmemiş olan bana bile "eyvah ya, bizim dergilere de bi şeyler olucak, bu işi yaptırmıycaklar bana. kız arkadaşımın omzuna da kolumu atamıycak mıyım artık? başka ülkeye mi gitmek lazım? gitsek naapıcaz, ne bok yiycez" dedirttin.
çünkü sen ilerde etek giydiği için otobüste kızıma yumruk atıcaksın gibi geliyo bana. oysa kızımla ben, senin kızına hayatta karışmazdık. yemin ediyorum karışmazdık. herkesin istediği gibi giyindiği, istediği gibi yaşayabileceği bir memlekette yaşamaya hazır ve istekli olurduk. işin kötüsü, sen bunları okuduğunda azıcık düşünmek yerine "beğenmeyen defolsun gitsin lan!" diyosun, biliyorum ben seni. zaten burda yaşamamı istemiyo gibisin. vapurdan dışardaki süper boğaz manzarasını izlemek yerine beni ve kızarkadaşımı kontrol ediyosun, ordan belli. aynı şekilde bunları yazdığım için neler hissettiğimi, beni ciddi ciddi endişelendirdiğini anlamak yerine "tribünlere oynuyosun" diyceksin.
bütün bunlara rağmen, çok umutlu olmasam da, belki, bi ihtimal, bu günler de geçer. çünkü birbirimizi anlamıyo olabiliriz cidden. ama tek ricam, sinirli olma. ne biliyim mezar kırma, heykel kırma, yumruk atma diyorum, çok bi şey de değil yani. kurban olıyım "burdan gitmek lazım" geyiği yapanlarla dalga geçen beni bile bu otobüslerden bu vapurlardan bu sokaklardan soğutma işte. elin fransızına bonjur diyemem ben, sana selamünaleyküm derim, bin kat da tercih ederim. hem ben bişeyci ya da başka bişeyci de değilim. çocukken aynı mahallelerde oynardık, yabancı değilim tanıyosun beni. bakarsın bi gün karşılıklı otururuz, iki çay söyleriz, anlatırsın derdini. yemin ederim ne dersen dinlerim. dersin ki "bak kardeşim ben sana dargınım çünkü şöyle şöyle yapmıştın". ben de sana derdimi anlatırım, gülüşürüz ederiz. işte o günün gelebileceğini umarak, sana mezarını kırıp yıktığın can yücel'in meşhur bi şiirini hediye ediyim hadi. tamamını da bilmiyodum internetten baktım idare et.
en uzak mesafe ne afrika'dır,
ne çin,
ne hindistan,
ne seyyareler,
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir,
birbirini anlamayan.

Sandık.İçi
Ersin Karabulut
25 Ağustos 2011


Olabildiğince yaymalı okutmalı belki duyulur belki tüm yazı bittiğinde gözümüzden süzülen 1 damla yaşı görürüzde birbirimizn hala bir bütün olduğumuzu anlayabilir, farkına varabiliriz her şeyin.

8 Temmuz 2011 Cuma

seçim

yazmak istiyorum neşeliyim, mutluyum biraz da bu genel halimi hatırlamak istiyorum fakat öyle alışmışım ki üzgünken içimi dökmeye mutluluk noktaları parmak aralarımdan sızıyor sadece.

Belki hatta elbet vardır içimde mutsuz, umutsuz bir parça varsın olsun o hep olacak çünkü kibrine yenik düşüyor tercih edilmeyi kaldıramadı yavrucak.Ama kalanlar yeni kelebekler yeni nefeslerle mutlu umutlu.

Galata'nın her göz kırpışında martıların ellerimde bıraktığı yaralara rağmen onları ellerimle beslemenin mutluluğunu nasıl yaşayacaktım başka türlü! 

elbet vardır mutlulukta mutsuzlukta hangisini göreceğimi seçmek benim elimde ve ben mutluluğu seçiyorum.

2 Temmuz 2011 Cumartesi

kacacak yer yok

Kos sakin durma
sakin arkana bakma
hep gul
(kacacak yer yok)

Burada mutluyum de
mutlulugun bogazina yapis
gozlerine kilit vur
(kacacak yer yok)

Sehir degistir
uzaklas, git
muzik dinleme
(kacacak yer yok)

icimdekini atmadan
gecmisi yok etmeden
kacmak neye yarar
kacacak yer yok iken.

21 Haziran 2011 Salı

.

Çok isterdim ölüm korkusu taşıyayım
Ama bilirim ki ölmem için daha çok acı çekmem gerek.

karmaşa

kaç tane ben var bilmiyorum hep bir kargaşa hep sorular.Biri uysal küçük bir kedi biri asi bir diğeriyse dogmalardan yana.En bastırılanı o sanırım sesi pek az çıkıyor.Birinin de bedenim olduğunu fark ediyorum onuığn istekleri biraz hayvansı açlık susuzluk uyku gibi temel ihtiyaçlar.Sorgulayıcı olan yönetimde bu aralar.
Her şeyin altını üstüne getirmekte üstüne yok.Hatları düzeltiyor, düzeni bozuyor.Kendi karmaşasında soruları sorunları yetmezmiş gibi yeni cevapsız sorular atıyor ortaya.
Bir yanımsa aşık bir orada bir burada başta kapatmaya çalışırdı saplantısını kapatmasına kapattı sonunda.Ama kapattığı yerden daha büyük bir delikle sonuçlandı her şey.Şimdi yine arayışlar da ama biraz daha uslanmış biraz daha tökezleyerek...Biri öyle kibirli öyle değerli ki kendi gözünde bir o akıllı herkes basit bayağı.Kendi farkı ne acaba?
sanki hiçbiri ben değil sanki hiçbiri bensiz birey değil.bu karmaşa derinliğimi korumak için biliyorum.Çözümüm ise demokrasi.Hepsine bir bir hak veriyorum hepsi çıkıp kendilerini savunuyorlar her hafta her gün hatta her saniye....

Uyan mantığım

gece olduğunda saklanmışlar çıkıverir
gelirler öçlerini almaya
Özlem m alışkanlık mı
öfke mi aşk mı
anlayamazsın
geçmiş çarpar suratına
yaşanmamış gelecek acıtır korkutur
gerçekler ise saklanır kenara
uyan mantığım!

12 Kasım 2010 Cuma

Delilik

İçinde bir şeylerin patladığı
Olur mu yaktığı
Derinde bir delilik
Delilikte farkındalık
Farkındalıkta sinirsel fırtınalar
Ateşlenir mi
Tüm hislerin duyguların
Yoksa ben deli değil miyim?

25 Eylül 2010 Cumartesi

neden?

gözümü açtığımda düşüyordum
tutunmaya çalıştım uzanan eller
aradım elimi uzattığım kişilerden
tüm ellerin meşgul olduğunu görünce
ses çıkarmadım
ama tek bir günde
özel bir günde o eller yine yoktular
yok olanların ardından bakmak
için vakit yoktur düşerken
sadece derinimde bir yer kırıldı
neden diye?
ve hala soruyorum
ben mi bir şey yaptım diye
acaba insanlar da kendilerini
sorguluyorlar mı böyle????

hala düşüyorum
ama farklı ellerden yardım alarak
daha yumuşak bir iniş yapacağım...

18 Eylül 2010 Cumartesi

herşey


insanlığın tüm uğraşı zamanın eteğinden tutabilmek için
tüm yazılıp çizilenler
düşünceler, sanat eserleri
icatlar hepsi geleceğe taşınmak uğruna.
Çünkü insan ruhu bu kadar kısıtlı ömrü olan
beden ait değildir
o özgür ve zaman kısıtlaması olmayan bir varlıktır
görevimizi  tamamladığımızda ruh özgürlüğüne kavuşacak
ve tüm yapılanlar gereksiz olacaktır.
ve sonunda ruh bu sıkışmışlık duygusundan kurtularak
gerçekleri görmeye kavramaya başlayacaktır..

30 Ağustos 2010 Pazartesi

şşhh!

Sır olmalı hayallerim
Ağzımdan dökülünce istekler
Birer birer yalan oluyor
Biri söyleyecek olsun
kaçıveriyor hemen
ufak şans perilerim
hele ki yazayım
bir defter kenarına ismini
anında siliniverirsin dünyamdan..

23 Ağustos 2010 Pazartesi

derinliklerim







Dışımdaki her şeyin bilincinde
hepsini kavradığım şu anda
İçime dönüyorum
bir uçurumdan düşmeyi
Derinliklerimde boğulmayı
düşlüyorum kardeşim!

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Var olmanın Dayanılmaz Hafifliği

altı çizilen cümleler:
-Yüzeyde anlaşılabilir bir yalan; altında aklın alamayacağı bir gerçek.
-Mezarlıkta hep huzur vardır.
-Gizliliğini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.
-Cerrah olmak eşyanın yüzeyini yırtıp açarak içinde ne gizli olduğuna bakmak demektir.
-Tanrısı ona inekler üzerinde egemenlik kurma izni vermişti, bundan çok gurur duyuyordu.(köpeğin insan hakkındaki düşünceleri)
-Ve eğer adı olmak ruhu olmak demekse hepsinin ruhları varmış diyeceğim Descartes'e inat.
-Deliliği (yani insanlıktan son ve kesin kopuşu) at için gözyaşlarına boğulduğu an başladı Nietzsche için.
-Mutluluk yinelenmeye duyulan özlemdir.
-Hüzün biçimdi mutluluk içerik, mutluluk hüznün uzanımını doğruyordu.
-Ama güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca güçlüler çekip gidecek kadar güçlü olmalılar.




20 Ağustos 2010 Cuma

küçük kuş

ufak bir kuş kondu omzuma
yeni şarkılarla yeni fikirler anlatmaya başladı
o anlattıkça dinliyor seviniyordum.
aslında inanıyordum dediklerine
bana önemli olduğumu
dünya için bir şeyler yapabileceğimi şakıyordu
benim gibi insanlar olduğunu
doğanın kalbinde beni beklediklerini anlatıyordu.
Ben büyülenmiş dinlerken
kuş gittikçe büyüyor şekil değiştiriyordu
artık ağır gelmeye başlamıştı omzuma
karşıdaki dalda kadim dostum baykuş
bir ayna tutmuş
omzumdaki benim kanımı emerek yaşayan
kocaman bir hayvanı gösteriyor..



kimbilir belki burada bitmemeli devamı olmalıydı ama gereksiz; herkes kendi tamamlamalı sonunu.


17 Ağustos 2010 Salı

korku

Küçücük defterimde kocaman olanlar
Küçücük oldular buraya gelince
Ellerim alışamadı kalem-kağıtsız
Düşüncelerimi başkalarıyla paylaşmama.
Panik olup sarılıverdi
parmaklarım birbirlerine.

boşluk

Yerini dolduramadı kimse
Biliyorsun farkındasın
Sadece küçüldü yerin bunu bilmiyorsun
Artık sende fazla geliyorsun oraya
Sana da yer yok
Sadece gökyüzü hepsi bu!

insan

İnsan 3 ögeden oluşmuştur.Bu ögelerin oranına göre kişilikler oluşmuştur.Fakat hiç kimse de bu üçlüden herhangi biri eksik değildir.Sadece kullanmayarak köreltmişlerdir.
Küçük bir çocuk gibi olan bilinçaltı bu ögelerdendir.5 yaşında bir çocuğun algısına sahip olan bilinçaltı gördüğü, duyduğu her şeyden etkilenir.Bu etkilenmelerde kolay kolay silinemez.Bu nedenle zarar görmeye çok açıktır.Fikirlerimizin tohumları burada atılır.

Bilinç ise kolayca etkilenebilen ve zarar görebilen bilinçaltını savunmaktadır.Eksiklerini saklar, onu korur.Atılan fikir tohumları filizlenmiş olarak bilinçte bulunur.Artık bilinçaltı sayesinde eleştirel düşünce oluşmuştur.

Son parça ise tindir.Yaratıcı yanımız; içimizdeki tanrıdır.Tanrı tüm canlılarda olan bu tinlerin birleşimdir.Öngörü, telepati, 6.his gibi tüm metafiziksel olgular burada oluşmaktadır.Bilinçaltı ile çeşitli sanatsal eserler çıkarılabilir ancak tin yani tanrısal öz olmadan kendine özgü has bir şey yaratılamaz.İnsan yoktan yaratamaz ancak kopyalayabilir.

İnsan bedeninin ise bir hayvandan hiçbir farkı yoktur.Temel ihtiyaçlar , güdüler bedendendir.Vücut ise sadece evrim sonucu gelişmiştir.Gelişmeye devam edecektir.



taht kavgası

rüyalar dem vuruyor güne
günden güne
daha ağır ve sarsıcı
insanlar getirip insanlar götürüyorlar
farkında olmadan
hayatımı değiştiriyorlar
yoksa taht kavgasını
bilinçaltım mı kazanıyor??




15 Ağustos 2010 Pazar

Mutluluktu o.

Huzurdu masamda uyuyan
Minikti, savunmasızdı ama
Dirençliydi ilk günden

Zamanla o ben
ben o oldum
Bir bütünüz artık
ne o bensiz ne ben onsuz olabilirim
Kimse olmasa yeteriz birbirimize.


cimri

"yavuz çetin -kimse bilemez eşliğinde."







Cimrinin biriyim ben
evet evet itiraf ediyorum
cimriyim!

Kelimelerimi saklıyorum
Cümlelerimi saklıyorum
Benden çıkınca uçup gidecekler
Birileri onları çalacakmış biliyorum
Korkuyorum onları özgür bırakmaya.

Şimdi ise ufak ufak
Balonların kuyruklarına bağlayıp
Salmaya başladım onları
Belki insanlar beni anlamaya çalışır

Ama balonlarımla ben 
henüz kapalı bir odadayız
Gün gelir belki özgür bırakır biri.


.Aurore.